Kadınımız, Michelle Pfeiffer Olsun..

16.10.07


Uzun bir aradan sonra,geçen haftalarda Stardust filmi sayesinde kavuştuğumuz Michelle Pfeiffer ile hasret gidermeye, 19 Ekim’de vizyona giren olan ‘Kadının Olamam’ ile devam ediyoruz. Film, 40’lı yaşlarda bir televizyon yapımcısı olan Rosie’nin, bir yandan işi ve ergenlik dönemindeki kızı ile ilgilenirken, kendisinden 10 yaş genç oyuncu Adam ile yaşadığı aşkı konu eden, mütevazi bir romantik komedi.

Romantik komedi, doğası gereği, benzer formüllere dayanan, seri üretilip kolay tüketilen, hep aynı filmi izlediğimiz hissi veren bir tür. Tanışma ve aşık olma döneminin ardından, yaşanmazsa olmaz, tercihen yanlış anlamalardan ibaret bir kriz ile çift ayrılır; ve filmin bu dramatik noktasından, tekrar birleşecekleri finaline kadar, erkek karakterin yaptıkları, kadın izleyicinin bilinçaltına kazınır. Romantik komedi izleyerek büyümüş genç kız, hayatının ileri aşamalarında dahi, sevgilisiyle ettiği kavgaların ardından belli sahneler bekler, her ilişkisinde ‘romantik-komedi’ kıvamı arar ve mutlu sonu ‘evet’ demek varsayar!

Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan bilinmez ama; değişen devrin ilişki trendlerini, modern zamanlarımızın aşk meşke bakış açısını romantik komedilerinden takip etmek mümkün. ‘Kadının Olamam’, trend anlamında bakıldığında, gözlem yeteneği güçlü bir film. Yönetmen-senarist Amy Heckerling, 80’lerin sonunda ‘Bak Şu Konuşana’ ve 90’ların ortasında ‘Clueless’ ile, popüler kültür takibini kanıtlamış, eğlenceli bir bayan sinemacı. Ellili yaşlardaki yönetmenin, bu son filminde, Rosie karakteri ile kendini yansıttığından şüpheleniyorum: Rosie’nin, televizyoncu kimliği gereği, gençliğin kullandığı yeni kelimelere kadar her şeyi takip etme zorunluluğu var ve sıklıkla kızı Izzy’e danışıyor..

Izzy ve Rosie, Amy Heckerling’in gözlem ve karakter yaratma başarısının iki uç örneği: 10’lu yaşlardaki bir genç kız adayı, 40’lı yaşlarda yalnız bir kadın ve günümüz değerleri ölçüsünde ideal bir anne-kız arkadaşlığı. Michelle Pfeiffer ve canlandırdığı karaktere geçmeden, henüz 13 yaşındaki Saoirse Ronan’ın performansını alkışlamak şart.. Aynı şekilde, Adam rolündeki Paul Rudd, sempatik duruşuyla, canlandırdığı karakteri, yeni ideal erkek modeline taşıyor.

Rudd karakterinin kendinden emin ve çocuksu yanı, ilişkiye de kaygısız bir boyut katıyor. Senaryonun tek defosu sayılabilecek Tabiat Ana karakteri (Tracey Ullman) , çocuk yapma konusuna değindiğinde, film, cevap bile vermeyerek, evlilik gibi konularla işi olmadığını ortaya koyuyor. Romantizme daha sıcak,ılımlı ve sıradan bir bakışı var.. Temelinde de, kadının yaşlanma korkusu.

Kırklı yaşlarda, bakımlı, başarılı, çocuğuna tek başına ve fazlasıyla iyi bakan, 2000’lerin güçlü kadını rolünde izlediğimiz Michelle Pfeiffer’ın, performansına değinmeye gerek bile duymuyorum. Elli yaşındaki oyuncu, 14 ve 12 yaşında iki çocuk sahibi. Gelmiş gelecek en güzel kedi kadın, hayatının bu yeni on yıllık döneminde, yaşının gerektirdiği rollerle, oyunculuk kariyerine kaldığı yerden tam gaz devam edeceğini belirtiyor. Yaşlanma mevzusuna, ‘Nasıl göründüğümüzü görmeyelim diye gözlerimiz bozuluyor’ esprisiyle yaklaşan Pfeiffer’ın, hala ne kadar güzel olduğu, film boyunca da sık sık vurgulanıyor. Senaryo, ‘önemli olan iç güzellik’ gibi didaktik telaşlara düşmeden, Demi-Ashton gibi popüler göndermeler ve abartısız sahnelerle, ilişkiye doğal ve gerçekçi yaklaşıyor.

Izzy, annesine ‘Aşık olduğumuzu nasıl anlarız?’ diye sorduğunda, Rosie, ‘Müzik yükselir, hareketler ağır çekimde olur’ diye cevap veriyor. Izzy sorusunu yineliyor: ‘Anne, televizyonu değil, gerçek hayatı soruyorum’.‘Kadının Olamam’, masal aşkların anlatıldığı romantik komedilere göz kırpan; yaşlanan, kırışan, kompleksleri olan gerçek insanların mütevazı ve kaygısız aşk anlayışını aktarmayı uman, sade bir film. Her ne kadar, Michelle Pfeiffer, gerçek olamayacak kadar özel bir kadın olsa da..

Michelle Pfeiffer ile hasret gidermeye, Ocak ayında vizyona giren Hairspray ile devam edeceğiz..
 

©Copyright 2011 ... | TNB | Blogger Blog Templates